Ses (titreşim).


Ses, duyurulması imkansız.

Yedi cihan sessiz de kesilse, ne gariptir sesin hala duyulmasının imkansız oluşu. Şehrin curcunası, kornaları, düdükleri, serzenişleri, kavga kükreyişleri…

Ses, titreşim. Duyulması gerekmez de, belki hissedilmesi gerekir.

Bizden önceki insanlar biliyordu: üç beynimiz vardı. Biri alnın arkasında, diğeri iki göğüs arasında, sonuncusu karnın altında. Bu üç beynin kendine ait bir nörolojisi var(dı). Bize ise, önce unutmak sonra da hatırlamaya çalışmak kaldı: birinin sorunları analitik olarak çözmeye çalıştığını, diğerinin hissetmeye odaklı olduğunu, ötekinin ise iç güdülerle konuştuğunu.

Dilin manipülatif olduğunu, daha doğrusu “duyumdan bahsetmeye” gelince yetersiz kaldığını ispat edememiş olanlardanım. Hangi kaynaktan not aldığımı bulamasam da, not defterimde şöyle bir alıntı mevcut: “The whole basis of language is manipulation. It is slower vibration. Truth gets lost in translation because of the slower and denser vibration of language. Who are able to master language are usually the ones that hold the most power.” (uzayduyum üzerine notlardan.)

Su. Bedenimizin çoğunluğu sıvıdan. Kan, omurga sıvısı, organ sıvıları, vs… Varlığıyla aynı ortamda bulunmaktan müteşekkür olduğum bir rehber (aynı zamanda doktor ve ses terapisti) şu soruyu soruyor: “Dünya’nın, insan dışında ve radyo frekanslarını saymazsak, bir ucundan diğer ucuna iletişimi sağlayabilen canlılar hangileridir?” Sınıfta meraklı bir sessizlik. “Balinalar, diyor; su, yeryüzüne, havaya göre titreşimleri iletmekte daha güçlü ve etken.”

Ses: gözle görülemeyen, soyut, dalga, frekans, hissedebilen. Bedenin çoğunluğu sıvıdansa, hissedebilmeye; parçaları yerinden oynatabilmeye meyilli.

Kalp dediğimiz alanın nöronları, iyi ki aktif olarak kullandığımız beynimizden daha akıllı. Hissedebiliyorlar, algılayabiliyorlar. Zaten en iyisi de hissebilmek, şifanın başladığı yer. Aynı rehberin ve bir sürü hocamın da tekrar tekrar söylediği gibi: “go through…” İçinden geçmedike, “form” zihinseldir; dönüşemez.

İyi ki hissebilme lüksümüz var. Zihninin hayaletlerini geri çağırmaktansa, kulaklarını kullanabilene… Bazı şeyler saklar kendisini, söze vur(a)mazlar varlıklarını. Maamafih, “bunların” var olduklarını inkar edemeyiz. Olay, neticesinde yine, hissetmeye geliyor. Hayaletleri değil, neyle titreştiğini... ne hissettirmeye çalıştığını...


Featured Posts
Posts Are Coming Soon
Stay tuned...
Recent Posts
Archive
Search By Tags
No tags yet.
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square

© 2015 can bora tiyatro & dans.